20 Aralık 2011 Salı

BU YAZI OKUNMALI!

OTOMATİK PORTAKAL!
DÜN 'devlet katliamı'' yıldönümüydü.
Bugün '' medya katliamı'' yıldönümü.
                        *
11 yıl önce, 19 Aralık'ı, cezaevlerinde çok sayıda tutuklu ve mahkum yakılması, gazla boğulması, cesetlerin bile delik deşik edilmesiyle idrak etmiştik.
20 Aralık'ı ise, medyanın katliama yataklık yapmasıyla idrak bile edememiştik.     
                       *
Devletin neden öyle yaptığını biliyoruz.
Kadim refleksi bu.
Cezaeviyle müthiş histerik bağı var. Katliamla da.
2011'de DErsim'i anca konuşabilen, onda da anlaşamayan devlet ( Ve millet geleneği.).
Dersim'i konuşan, Maraş'ı, Çorum'u, Sivas'ı konuşamıyor. Kimileri Dersim'e , Zilan'a uğrayamıyor.
Diyarbakır Cezaevi'nden nicesi ırak duruyor.
Devlet refleksinin ömrü; tarih kanallarını, kanalizasyon gibi, cezaevi infazı, işkenceyle doldurarak geçmiş.
Yazarı, gazeteciyi, işçiyi, köylüyü, itiraz edeni, öğrenciyi, genci, hak arayanı cezaevine doldurmakla bir türlü geçip bitmemiş.
                         *
Bir de medya tarihi var. Devlettten, iktidarlardan, ordudan bağımsızlaşamamış.
Zaman, zaman hakikat peşinde; çoğu zaman hakikatı ezip geçmiş.
Devlet refleksinin refleksiyonsuz ( muhakemesiz) reflektörü medya..
Otomatik portakal!
Nöbet devir teslimiyle kimlikler, güçlüler değişiyor, karakter pek değişmiyor.
İçindeki hepimiz zehirliyor, kirletiyoruz, zehirleniyor, kirleniyoruz!
Hakikat katkay örtülüyor, kat haki, devlet lacisi, grisi örtünüyor.
                       *
Medyanın, bugün ''cezaevinde yatana, özgürlüğe titizlendiğini'' sandığınız nice meşhur ismi, o meşum gün, kat kat katliama, kat kat yalan katarken hiç tereddüt etmedi.
Kod adının ''Tufan Operasyonu'' olduğunu öğrendiğimiz taammüden katliamın operatörü devlet ise; tufanı medyaydı. Nuh ortada yoktu!
Gözleri önünde ''Bizi ateşe verdiler'' diye yanan kadına dahi, başlıkla, yazıyla ateş edebildiler.
Bugün başkasını ''yandaşıkla'' suçlayan nice şöhret, o gün devlet, hükümet, jandarma katliamına yataklık, yaltaklık, yandaşlık yaptı.
Bugün cezaevine hassas kimileri, o gün cezaevi katliamı amigosu, hempası, gurkasıydı.
                       *
O günlerde karşı yazılarla birkaç ay sonra kovulduğum Milliyet, insanlar yakılırken, ''sahte oruç, kanlı iftar'' manşeti atmıştı; üstelik nice muhabir katliamı görmüşken. manşeti de İçişleri Bakanı Tantan'a dayandırmıştı.
Birkaç ay geçip kanlı defter öylece kapatıldığında  Tantan aynı medyanın ''Hortum işbirlikçiliğine''ne dokununca , bu kez kelimesine itibar edilmemiş, hedef alınmış, bakanlıktan azaledilincede, aynı gazete, bunu eleştiren nice büyük yazarını sansür etmişti.
Onların sessizliğiyle  de katlanan yüzsüzlükle.
                       *
28 Şubat işbirlikçiliği; katliam işbirlikçiliği; hortum işbirlikçiliği aynı  ''tutarlı medya çizgisinin'' duraklarıydı..
Darbeci buyruğu tutuklu kanına, cezaevi gazı banka hortumuna karışmıştı.

AKP işte bu para-militer, para-kıyım, para- sever pislik ve kan kanalizasyonunun patladığı noktada iktidar oldu.

                    *

Geldik sadece katliamın 11'inci yıldönümüne değil, iktidarın da onuncu yılına. Devlet refleksi ne?


Hastalık yüzünden af dosyası Cumhurbaşkanında bulunan Mehmet Aras da cezaevinde öldü!
Her gün terörizm gerekçeli toplamalarla cezaevi tıka, basa dolu.
Her gün, bu kez yeni iktidar medyası, devletin her yaptığında bir hikmet, marifet buluyor.!
Ve cilve; O günler medya yalanlarına karşı bir süre sonra '' Hayata dönüş'' cezaevi katliamını ortaya koyan gazetecilerden Ahmet Şık, aylardır cezaevinde tutuklu.
11 yıl önce yazıyı şöyle bitirmişim;
''Önce hayat inancı, hiç gidilemeyecek bir ülkenin duvara çivilenmiş hülyalı manzara resmi gibi asılı kalıyor işte.

Çerçeveyi şöyle bir düzeltiyoruz ve sonra yeniden''
Yine öyle bitti yazı!
.UMUR TALU. Habertürk


!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder